ADD eski Genel Başkanı Ertuğrul Kazancı’nın dilinden tarihi, özellikle de CHP’yi dinlemek güzeldir…
Ve de isimleri es geçerek, sadece ve sadece partinin yaptıklarını ve ideolojisini anlatması takdir edilecek cinstendir…
Benin öğrendiğim şeyler var Kazancı’dan;
Akranlarımın da “tarih” ve “ideoloji” bakımından Kazancı’dan faydalanmalarını dilerim…
Siyasetin rantçılıkla bir tutulduğu;
İdeolojilerin unutulduğu;
Feodal ilişkilerin kongrelerin seyrini değiştirdiği;
Paranın-pulun her şeyin önüne geçtiği bir siyaset sisteminde, hatta ve hatta CHP düzeninde;
Kazancı’nın “devrimci” zihniyetinin CHP’yi eski günlerine döndürmese de, bazı taşları yerinden oynatacağına, daha “kişilikli” bir yapı kuracağına inancım tam…
***
İzmit İlçe kongresini hatırlayın…
Sefa Sirmen’e yakın olan isimlerle Hikmet Erenkaya’ya yakın olan isimlerin üzerinde uzlaştığı, divan başkanlığını önerdiği ve bu görevi de başarıyla yürüten bir isim vardı;
Ertuğrul Kazancı…
Yani, her kesimin üzerinde uzlaştığı ender isimlerden birisi…
Ve de Kazancı, her isteyene söz vererek, konuşmalara müdahale etmeyerek, kongrenin “gerçek bir kongre” havasında geçmesine de büyük katkı koymuştur…
Açıkçası, “demokrat” davranmıştır…
***
Geçtiğimiz günlerde Kazancı’yla 27 Mart’ta gerçekleştirilecek İl kongresiyle ilgili konuşurken, “Başkanım siz neden aday olmuyorsunuz?” şeklinde bir soru sordum;
“Süreci izliyorum” şeklinde karşılık verdi…
Yani, cevabı ne “hayır” ne de “evet” ti…
Tabi ki CHP’de çıkıp ta, “ben adayım” demek kolay bir iş değil…
İlçe başkanları yol vermeden, delegelere müdahil olmadan bu yola girmek, bırakın zorluğu, adeta imkansız…
***
Ama Kazancı’da iki noktayı çok önemsiyorum;
Bir: İsimleri bir kenara atıp her zaman ideolojiyi ön planda tutması…
İki: Geniş bir kesimin üzerinde mutabakat sağlayacak bir isim olması…
Yani…
İsimlerin CHP’nin önünde yürümemesi için bir “zihniyet değişimi” şart…
Bu yüzden “Kazancı neden olmasın?” sorusunu ortaya atıyorum…
Yanlış anlaşılmasın…
Sadece ortaya atıyorum…
…………………………………..
Yalıncan’ın nezaketi
PEK alışık değilizdir bir, birilerini “sert bir dille eleştiren” haberlerimizin ya da köşe yazılarımızın ardından “o birilerinin” yanımıza gelip bize teşekkür etmesine;
“Haber tamamen doğru, bir okuyucu olarak teşekkür” ederim demesine;
“Basın, demokratik ülkelerin en önemli kurumudur, özgürce yazmalıdır” şeklinde “içi dolu” cümleler kurmasına…
Açıkçası;
Pek alışık değilizdir…
Ki hatırlarım ben;
Bir siyasiyle ilgili yazdığım yazı nedeniyle hakaretlere maruz kaldığımı…
O siyasinin bir toplantı da beni işaret ederek adeta hedef gösterdiğini…
İnanın çok net hatırlarım…
***
3 gün önce gazetemizin manşetindeydi şu girişli haber:
“Sit alanı olduğu için Acısu Parkı’na tuvalet yapımını durduran, tarihi çeşmenin yeniden kullanıma açılması için mücadele eden Diş Hekimi Sedat Tuna Yalıncan’ın, 1984 yılında kendisine ait tarihi bina ile ilgili “korunması gerekli kültür varlığı” tescilinin kaldırılmasını sağladığı, daha sonra da binanın yıkıldığı öğrenildi…”
İşte Yalıncan, böyle bir haberin ardından gazetemize gelip “haber tamamen doğrudur, teşekkür ederim” dedi;
Ardından ise konunun detaylarını anlattı…
Bana sunduğu yazılı metinle ilgili, “Hepsini gazetenize koymak zorunda değilsiniz, bu sizin takdirinize kalmış” gibilerinden “ince” bir cümle kurdu…
Bu “nezaketi” için kendisine teşekkür ediyorum…
…………………………….
Bir oyun önemi
AKP Körfez İlçe Başkanı Körfez İlçe Başkanı diyor ki:
Bir oyun bile çok önemi var…
Aynı gün gazetede haber var:
AKP’li 2 sandık görevlisi mükerrer (iki sandıkta, yani fazla) oy kullandığı için ceza aldı…
Ne tesadüf değil mi?