KOCAELİ’NİN 5 yerel gazetesinde dünden beri gazetecilerin Ankara seyahatiyle ilgili yazılanları toplasak, 12 sayfalık bir gazete çıkartabiliriz herhalde…
Diğer siyasi partilerden arkadaşlar söylüyor:
- Yahu bu MHP ne büyük parti, Devlet Bahçeli’de ne büyük lidermiş…
İronisi, kinayesi bol cümlelerle karşılaşıyoruz…
Dönüş yolunda Milletvekili Hikmet Erenkaya arayıp şöyle dedi:
- Mevlüt senin ne işin var MHP’nin grup toplantısında, hafta bizimkine götüreyim seni…
- Olur, Hikmet Başkan, dedim…
***
Ankara yolculuklarından sıkılmayan birisi var mıdır? Tahmin etmiyorum…
3-4 saat sürer; uyusan uyunmaz, uyumasan vakit geçmez…
Oysaki ben bu defa, “Bitmese de olur bu yolculuk” dedim…
Sohbetler koyu, sinerji harikaydı…
Hele bir de sigara içiyorduk ki arkada… Daha ne istenir?
Bu arada Bolu yolunda yerler buz, dışarı da tipi, bir parça da sis hakimdi…
İlk defa kayan arabalar gördüm… Bir bölümü durmuş, hareket edemiyordu…
O sıra bir endişe hakim oldu otobüse; “Sağ salim varabilecek miyiz acaba Ankara’ya?” sorusu ardı ardına sorulmaya başladı…
O sıra Adnan Metin’den ardı ardına espriler dökülmeye başladı:
- Rahat olun, gidemezsek Genel Başkanı buraya çağırırız…
- Arabada zincir var, fakat lastiklerde takılı değil…
***
Ankara’ya varır varmaz yemek faslı başladı…
Anladım ki Cumali Durmuş, “Aldırma Gönül” şarkısını da en az “Çırpınırdı Karadeniz” kadar güzel söylüyor…
Fakat “Görmek istersen denizi / Yukarıya çevir yüzü / Deniz gibidir gökyüzü” bölümünde bir parça sessizliğe gömülüyor…
Pek sevmediği belli Deniz Gezmiş’i…
***
Sabahına MHP’nin grup toplantısına giriyoruz… Daha sonra ise Genel Merkez ziyareti…
Daha önce 2 defa CHP Genel Merkezi’ne gitmiştim…
Buzdolabı gibi kapılar, kartla çıkılabilen kartlar ve de soğukluktan ibaret…
MHP’ninki ise çok daha sıcak…
Oturur oturmaz çayınız geliyor…
Daha da ilerisi; sigara serbest…
Bu arada dikkatimi çeken şey, Genel Merkez’deki temizlikçilerin dahi sarkık bıyıklı oluşu…
Yani benim gibi köseler, MHP’de temizlikçilik dahi yapamaz…
Orada dahi ciddi bir kadrolaşma var…
Herhalde temizlikçilik için başvuru yapanlara dahi “ülkücü yemini” ettiriyorlar…
***
Bu arada Adnan Metin yolda, “İnternet açısından sorun çıkmaz. Benim bu tip işlerde sözüm geçer. Ruhi Çavdar’ın ise Genel Merkez’in tamamında sözü geçer” demişti…
Aynen de öyle…
Metin, çaycısından bilgi işlemcisine kadar hepsiyle samimi…
Yani, Genel Merkez değil ama Genel Merkez’deki “taban”, Metin’den yana…
Bu durum siyasi gelecek için ne kadar etkili olur?
Yorumu sizlere bırakıyorum…
***
Genel Merkez’de haberimi yazarken Adem Turgut, “Mevlüt çabuk toplantı salonuna gel, Devlet Bahçeli’yle görüşme başlayacak” dedi…
Koşa koşa, 7. kattan 1’e indim…
Elimde atkı, mont, fotoğraf makinesi ve çantası, bilgisayar ile sırt çantası var; düşünün halimi…
Cumali Durmuş’a, “Bahçeli hemen gelecek mi? Benim 2 dakika lavaboya gitmem lazım” dedim…
- Tut biraz, dedi; genç adamsın…
Bu işin gençlikle ne alakası var; hala düşünüyorum…
***
Daha önceleri Devlet Bahçeli’ye soru sorarken bir parça heyecan yapardım… Haddinden fazla “sert” gelirdi…
Bu defa çok başka bir Devlet Bahçeli gördüm…
Esprili, samimi, rahat…
Öyle ki Adem Turgut’un, “CHP koalisyonu” ile ilgili bir soruya şöyle cevap verdi:
- Bizim için tek ihtimal var; o da tek başına iktidar. Hatta bu nedenle “Bir ihtimal daha var” şarkısını söylemekten dahi çekiniyoruz…
Buna çok güldüm…
- Bir arkadaşın, “Gebze il olmalı mı?” şeklindeki sorusunu şöyle cevapladı:
- Sen galiba il olmasını istiyorsun. O zaman yapalım…
***
Anlattığım gibi güzel bir yolculuğun ardından güzel bir görüşme yaptık Bahçeli’yle…
Hatta kendisiyle fotoğraf dahi çektirdim…
Beni tanıyanlar bilir; köşeme asla fotoğraf koymam…
Bu defa koyuyorum…
İçimden geldi…