ŞÖYLE yazmıştım:
Hrant Dink öldükten sonra kız arkadaşım, Birgün Gazetesi’nin ilk ve son sayfalarını kesip duvarıma asmıştı.
Kocaman sayfanın birinde Dink, bir tekne üzerinde gülümsüyordu.
Diğerinde ise kocaman fotoğrafının yanında sanırım, “Hakikat anlatıcısı dostumuz, hakikatini unutturmayacağız” yazıyordu.
“Asma” demiştim, asmıştı…
“Bak, asma” demiştim, asmıştı.
Ardından Ece Temelkuran’ın bir yazısını okuduktan sonra Dink için bir şarkı yazmıştım; şarkının adı “Rakel”…
Rakel, Hrant Dink’in eşi…
Çok sevdiğim o şarkı da, Rakel’in hüznünü anlatmıştım.
***
Rakel’in hüznü…
Evet… Rakel’in hüznü bugün katlanacaktır herhalde…
19 Ocak bugün…
Hrant Dink’in ölümünün 3. yıl dönümü…
Bir utanç gününün yıl dönümü…
Ve de hala “Sen Ermeni’sin ben Türk’üm” ayrımcılığının ortaya koyulduğu bir zamanda…
Utançların sayısı çok…
***
Çok kişiye “marjinal” gelen ve “Bir Türk dünyaya bedeldir” sözüne inat bir cümlem vardır:
Bir Ermeni’yi hiçbir zaman “ırkçı” bir Türk’e değişmem…
Ve de eğitimden aileye… Bir “Türk’ü diğer tüm ırklardan üstün gören” bir çocuk yetiştirmeye meyilli bir sistemin hakim olduğu ülkede…
Benim dostum Ermeni’dir…
O ölen yazardır…
***
Utançların sayısı çoktur bu ülkede…
Ne gariptir ki öldüğüyle kalır tüm aydınlar…
Öyle kirli bir örtüyle kaplanır ki suikastlar, cinayetler, kaçırmalar…
Örtüye eliyle dokunup hafifçe kaldırmaya yeltenenlere iki şık sunulur:
- Ya elini çek…
- Ya da sende onun yanına git…
Ve de genelde çekilir el…
Suikastların, cinayetlerin ardından elleri kelepçelerle nezarete götürenler hiçbir zaman asıl suikastçı olmaz…
Maşadır onlar…
Ve de maşayı bulmakla yetinmek, pekte tuhaf gelmez yöneticilerimize…
***
Bugünün hüznü…
Yalnızca Ermeni bir yazarın katledilişinden ileri gelmez aslında…
Asıl hüzün…
1974’te suikasta uğrayan Bülent Ecevit’in karşısına çıkan duvarın hala yıkılamamış olmasındandır; ırkçılığın körüklendiği bu ülkede…
Rakel’in hüznü, Hrant’ın şarkısı işte budur…
…………………………
CHP’de 30 Ocak’ta kimler yarışacak?
29 MART seçimlerinde CHP’nin “sıfır” çekmesinin CHP için “faydalı” yanlarının olduğunu belirtmiştim…
Ki artık tartışılmaya başlamıştı Sirmen-Erenkaya kutuplaşması…
Seçimlerin ardından yapılan danışma toplantılarında, “İşte yenilginin sebebi bu” denilmişti…
“Değişecek” demiştim CHP’de birçok şey…
Yanılmışım…
Bakın 30 Ocak’ta İzmit İlçe Kongresi var…
Acaba o kongre de Ömer Hazer’le Engin Özcan mı yarışacak?
Yoksa Sefa Sirmen’le Hikmet Erenkaya mı?
…………………………..
Hazer avukatlığı…
- ÖMER Hazer için, dedi; CHP’de İl Başkanı ve ilçe başkanlarının tamamını karşına almışsın…
- Alakası yok, dedim…
- Ben doğru bildiğimi yazdım. CHP’de herkese eşit mesafedeyim.
***
Dünkü köşemde yer alan “Hazer bekleneni veremediyse eğer…” başlıklı yazımın ardından beni araya bazı CHP’liler olayı kişiselleştirerek, “Neden Hazer’in avukatlığını yapıyorsun?” diye sordu…
Doğru bildiğini yazmak avukatlıksa eğer, ben pek rahatsız olmam bu avukatlık işinden…
Ama ne yazık ki ideolojiden uzak, adamcı siyasetin beşiğinde sallananlar, bizleri de kendileri gibi sanıyor…
Şunu söyleyeyim:
- Ben gazeteciyim. Kongre de kimin kazanacağı ya da kimin kaybedeceği umurumda değil… Ben bugün olduğu gibi yarında doğruları yazma peşinde olurum…