TATİLDEYİM…
İzmir Karaburun'da. Her şeyden uzak, yerel gündemden, dertlerden, dostlardan, sorunlardan. Daha fazla yakınlaşmaya başlıyorum kendimle. Daha fazla tanıyorum beni. Fakat ister istemez televizyona kitleniyor ötekine alışmış bakışlarım. İnegöl’de öfkenin ekrana vuran resimleri. Gaza gelenler ve gaz verenler. Ayrımcılığın adresini arayanlar ve ayrımcılığa kurban gidenler. İyi niyetli "Kürt-Türk kardeştir" sözlerini daha fazla cılızlaştıran, biz farklıyız, güçlü kılan nefretin kusmasına tanık oluyorum. Hüzne dalıyorum, kendimi kaybetmek üzereyim. Ülkem kaynıyor. İki kişi alacak yüzünden kavga ediyor. Diğeri korku imparatorluğundan prim yapmak, insanları baskılamak için ben Kürdümü çalıyor orkestrası ile diğeri Battal Gazi oluyor karşı taarruzla. Başka ülkelerde başkalaşmamız için, kulağımıza kar suyu kaçırdığını bilmemek için çok saf olmak lazım. Hoş burada safkanlıyım. Sanki ülkemin her yeri böyle mutlu. Hasan Sabah olsa kalesini bu otele kurardı. Televizyonun önünden geçince ekrandan akıp giden öfke beni korkutuyor. Olanlara inanamıyorum ama inananlar var. Bizi birbirimize başkalaştırmak isteyen devşirme ülkelere bakıyorum.
Değişik duygulardayım. Kent insanının örnek gösterdiği Hüseyin Acurman’ı bağrına basması gereken, hep böyle insanların yetiştiği yer olmak için gayret içinde olması gereken bir parti onu yargılıyor, onu sorguluyor. Biz neden kendimizde olanı görmezde başkalaşan bakışlarla başkalarına gıpta ile bakarız. Acurman egolarını törpülemiş, inandıkları için sözünü esirgemeyen, fikirlerini şemsileşmeyen, değişen siyasete göre yap-boz tahtasını piyasaya sürmeyen birisi. Benim gibi mi düşünüyor hayır. Ama benim gibi düşünenlerin düş kurmasının önüne set çekmeye, fikir bölücülüğü yapmaya çalışmıyor. Aksine senin düşünceni savunma hakkını savunuyor. Aynı siyaseti savunmak kişilerin dürüst olduğunu göstermez, farklı siyaseti savunmakta tümü ile farklı olduğunu göstermez. Önemli olan farklılıklarımızın içinde aynı yönlerimizi bulmaktır. Acurman’ı o zaman İbrahim Başkan'ın neden sevdiğini ve değer verdiğini anlarsınız. En çok eleştiren de O’dur.
Hüseyin Acurman’ı yargılayanlar. Hemen bir şapka alsınlar ve o şapkayı önlerine koysunlar.
Bazen insanlar tercih yapmak zorundadır. Aslında daha iyi, daha doğru, daha güzel yapacağını bildiği halde başkalarına yönelirsiniz. Altında yatan neden bazen manevi, bazen etnik bağımız, bazen de aynı grubun içinde olmak, bazen de ne yazık ki menfaat küreğinin elimizden alınacağını sanmaktır.
Hizmet –İş Sendikası'na baktığımda herkesin takdir ettiği ve sevdiği bir Lütfu Obuz var. Oturmasını, konuşmasını bilen, ağır başlı ve tevazu sahibi. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu birden aklıma geldi. Memur-Sen Sendikası'nı ziyaret etmişti. Oradan bir isim ki bu isim şimdi önemli bir görevde, dedi ki. Muhsin Başkan biz seni çok seviyoruz. O’da gülümsedi dedi ki sevginizde sorun yokta, sanırım sorun sandıkta. Sizi başkalaştırıyor. Eminim siz Büyükşehir işçileri de Lütfü Obuz’u çok seviyorsunuz. Sizi ne başkalaştırıyor. Diyorum ya değişik duygulardayım. Kendime zaman tanımam lazım. Kendime başkalaştım. Fakat öteki, beriki derken kendimi bulamıyorum…