GEÇTİĞİMİZ 15 günden bu yana birçok yazı yazdım Demokrat Parti hakkında. Bu yazıların nedeni gidişatın iyi olmadığı ve toparlanma sürecinin yanlış yönlendirildiğine olan inancımdı. Yani önemsediğim bu yapıya “toparlanın” mesajı vermek istiyordum bir yerde. Bu söylediklerimizin, ortaya çıkan sonucun müsebbiplerinin hatalarını gerekirse yine bu köşeden aktarmaya devam edeceğiz.
Bugün yine bir ikazda bulunacağım. Fakat biraz duygusal bir uyarı olacak bu. Olaya, sisteme ya da Demokrat Parti'nin genel yapısına değil, kişinin kendisine ciddi bir ikazda bulunacağım. Bunu yapmak zorunda hissediyorum kendimi. Mevzu yine Canbaz. Ancak mesele siyasi değil. Fevzi Canbaz dilinin ayarını kaçırmış şahsıma karşı. Ağza alınmayacak sözlere başvurmaya başlamış her nedense. Anladığım kadarıyla yaptığımız eleştiriler zoruna gitmiş...
Türkiye'deki siyasi camianın en büyük sıkıntısıdır bu eleştiri hazımsızlığı ve tahammülsüzlüğü. Kaldıramazlar eleştirilmeyi. Haksız da olsalar kendilerini eleştirmek için kullanılan cümleyi hazmedemezler. Canbaz da işte tam bu noktada. Büyük bir tahammülsüzlük içinde. Eleştirilmeyi hazmedemiyor nedense. Kendisi hakkında direkt değil, fakat atamanın yanlış üslubundan dolayı duyulan rahatsızlığı gündeme getirince herhalde kendi kafasında kurguladı bir şeyler. Duygularına ve kullandığı kelimelere hakim olamadı galiba. Bu yüzden, bugün yazacaklarım Canbaz'ın hiç ama hiç hoşuna gitmeyecek.
Bana o kadar içerlemiş ki Sevgili Canbaz, dilinin ayarını kaçırmış. İşi “Şerefsiz” diyecek kadar ileri götürmüş. Şahitleri var, bu sözlerin.
Birincisi; Kötü söz sahibine aittir. Yani insan kendisinde olanı karşısında da görürmüş. Öyle zannedermiş. Ben beden dili ve güzel konuşma-yazma dersleri almış bir insanım. Bu eğitimlerden belli bir dönem geçtim. Hitabette ise en çok dikkat edilen eğitimlerden birisi, aynanın karşısına geçerek konuşmaktır. Gerçekten çok önemli ve faydalı bir çalışmadır. Bu konuda, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki bir oturum sırasında Sayın Başbakan'ın, CHP lideri Deniz Baykal için “Bana karşı bu kelimeyi kullanırken, aynanın karşısındaydı herhalde...” demişti.
İkinci; konuşma şekli. Canbaz'ın şirazesinde oynama tespit ettim. Yerinde duramıyor her nedense. Oturduğu koltuğun ağırlığı kendi kilosundan çok ağır. Bunun farkında olması lazım.
Üçüncüsü; cesaret üzerine. Sevgili Canbaz, öyle bilindiği gibi cesur yürek birisi değilmiş. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum. İnsanların yüzüne söylemeye cesaret edemeyeceği bir sözü başkasına söylemek en hafif tabirle korkaklıktır.
Bu ana kadar en azından aldığı oy sayısına, geldiği siyasi noktaya kadar saygı duyduğum bir insan olan Fevzi Canbaz, bundan böyle benimle nasıl bir iletişim kuracak, bilemiyorum.
Dördüncüsü; sıra meselesi. Fevzi Canbaz'a gelinceye kadar daha kimler var bu siyaset sahnesinde. Ben söz konusu atama ile ilgili olarak Canbaz'dan daha çok O'nun büyüklerini eleştirdim. Birçoğu da bu eleştirileri kabullendi. Bazıları ise bizzat arayarak ya da dolaylı selam göndererek benimle iletişim kurdular. Bir yerde, “Mehmet Bey kardeşim, artıları eksileri masaya koyup, herşeyi değerlendiriyoruz” demek istediler. Büyükleri bu yöntemi benimserken, Canbaz, tıpkı kendisi konuşmayı maharet kabul ediyor.
Ve beşincisi...
Siyaset uzun vadeli bir iş. Ben ise bir gazeteciyim. Bu meslek ilimizde var olduğu ve ömrümün vefa ettiği müddetçe bu işten ekmek yerim. Çok şükür bizlere değer veren büyüklerimize saygıda kusur etmedik. Onlardan öğrendiklerimizle bir yerlere geldik ve bugün yine o insanlara büyük saygı duyuyorum. Fakat siyaset öyle mi? Herşey bir anda değişebiliyor. Dost bildikleriniz bir anda düşman gibi durabiliyor. Yerinize oynayan insanların sayısı bir anda onlarca, yüzlerce kişiyi bulabiliyor.
Fevzi Canbaz ise gazetecilerle iyi ilişkiler kurmak yerine onları kaybetmeyi, kendi hareket alanında delikanlılık modu ile davranışlarda bulunmayı, hakaretlerle bir takım tavırlar içinde olmayı kendine kar sayıyor.
Böyle siyaset olmaz.
Körfez küçük bir yer. İki kişi bir odada konuşsa, orada kullanılan cümleler, kısa bir zaman sonra Hereke'ye kadar gider. Hele siyasette. O yüzden anlaşılan Sayın Fevzi Canbaz, kullandığı hakaretlerin bana kadar gelebileceğini düşünmemişti. İşte sıkıntı da burada zaten.
Düşünmeden hareket eden bir insanın neden siyasetle uğraştığını benim aklım açıkçası almıyor.
Hemen belirteyim. Sayın Canbaz'dan acil olarak bir özür bekliyorum. Aksi halde yasal haklarımın saklı olduğunu ve şahitlerle birlikte konunun üzerine gideceğimin bilinmesini isterim.